Ana Sayfa / Röportajlar / Dr. Danilo Turk, Slovenya Eski Cumhurbaşkanı

Dr. Danilo Turk, Slovenya Eski Cumhurbaşkanı

Dr. Danilo Turk, Slovenya Eski Cumhurbaşkanı, Küresel Yüksek Düzeyli Su ve Barış Paneli Başkanı

 

Stockholm, 30 Ağustos 2018

 

 

Sayın Turk, başkanı olduğunuz Yüksek Düzeyli Küresel Su ve Barış Paneli’nin sekretaryası görevini üstlenen Cenevre Su Merkezi (Geneva Water Hub), panelin son tavsiye raporu olarak “Hayatta Kalma Meselesi” başlıklı bir rapor yayınladı. Su ve barış ekseninde hassasiyet içeren toplumlar için bize raporun temel tavsiyelerini anlatır mısınız?

 

Suyla ilgili gerilimlerin doğasını anlamak zorundayız. Bunların bazıları tamamen ilgili ülkenin iç meselesi. Bu konularda uluslararası camia çok bir şey yapamıyor. Ama en iyi uygulamalar karşılaştırılabilir. Bizim raporumuz; iş dünyası, sivil toplum ve bilim camiasının birlikte çalışabileceği yollar da dahil olmak üzere bazı öneriler sunuyor. Ayrıca suyun halkın ve insanî tüketime zarar vermeden kullanımına olanak sağlayan çözümleri sunuyoruz. Suyla ilgili bütün projelerde dengeyi tutturmak önemlidir. Bir de sınır aşan sularla ilgili sorunlar var ve biz bu konuda kesinlikle var olan mekanizmaların kullanılmasını öneriyoruz. Burada çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum ama şu bilinmelidir ki, dünyada bu meselelerle ilgili birçok iyi uygulama var. Sınır aşan sularla ilgili önemli olan nokta ise işin kurumsal yönü. Bu konuda ilgili Kurumların, komitelerin ve mümkünse sekretaryaların belli bir işlerliğe sahip olması lazım. Bunların ciddiye alınması gerekiyor. Bunlara işbirliğinde yer alan makamlarca saygı duyulmalı. Prosedürleri takip edilmeli ama yeni sorunlar yeni prosedürler gerektirmektedir. Bu yeni prosedürler değişen şartlara göre oluşturulmalı. Şu an buna odaklanmış durumdayız. Neyse ki yardımı dokunabilecek olan, geniş yetkilere sahip uluslararası mekanizmalar var. Örneğin, Avrupa dışından ülkelerin de katılımına açık olan UNECE Anlaşması (Helsinki Anlaşması) bu amaçla geliştirildi. Bütün bunlar şu an kullanıma hazır durumda. Şu an raporda bu tavsiyelere odaklanmış durumdayız çünkü çok önemliler. Elbette diğer hususlardan da bahsetmekteyiz ama kilit tavsiyeler bunlar.

 

SUEN, UNECE anlaşması bünyesinde SDG 6.5.2 gerçekleşme görüşmelerine dahil oldu. Bu hedefin göstergeleriyle ilgili ülkemizin çekinceleri oldu. Çünkü bu göstergenin politik boyutu var. UNECE Su Sözleşmesini incelediğinizde bunun gerçekten Sözleşme ile ilişkili olduğunu görebiliyorsunuz. Ancak küresel bir bakış açısıyla bakıldığında, işbirliğinin boyutunu yeterince yansıtmadığı görülmektedir. Aynı zamanda UNECE Su Sözleşmesi’ne taraf olan Avrupa ülkeleri daha esnek ve halihazırda pek çok yapıya sahipler. Ancak dünyanın başka yerlerinde böyle bir işbirliği düzenlemesi yok. Bu konuyu detaylandırabilir misiniz?

 

Elbette. Coğrafi olarak belirlenmiş bölgelerde sınır aşan sularda işbirliği spesifik olmalı. Bölgenin ihtiyaçlarından yola çıkmanız lazım. Dışarıdan bir mekanizma dayatamazsınız. Bence bu işte ilk yapılması gereken, belli bir zamanda o bölgede işe yarayacak olan mekanizmayı bulmak. Bu noktadan sonra, Avrupa Birliği’nin çeşitli prosedürlerinden ve danışma hizmetlerinden faydalanabilirsiniz. Önce kendi üzerinize düşeni yapmanız lazım. Çünkü açıktır ki, hiçbir durum birbirinin aynısı değildir. Yerel şartları çok iyi öğrenmek gerekir. Yerel tarım uygulamaları, toprak, etnik gruplar ve hassasiyetler gibi. Global olarak öngörülemeyecek her şey. Etkili olmak istiyorsanız, ihtiyaçların ne olduğunu iyi bilmeniz lazım: kuruluşların yerel ihtiyaçları ve tüm yerel parametreler. Bunu yaptığınızda, ilgili ülkelerin yapması gereken ödevi de yapmış olursunuz. Ancak bundan sonra Cenevre’ye gidip artık tavsiye ve yatırımların işe olarak görmemek lazım. Bu daha ziyade durumun gerektirdiği koşullara göre ayarlanabilen yol gösterici bir mekanizmadır. Reçete uygulama yapmak için iyi bir yol olamaz. Bu reçeteler endişeler doğurur ve biz bundan kaçınmalıyız.

 

Bir diğer soru da mülteci krizi hakkında. Şu anki durumda bir çözüm görünmüyor. Uluslararası topluma mesajınız nedir? Raporunuz ve kişisel görüşünüz doğrultusunda bakış açınız nedir?

 

Dediğim gibi, bir reçetemiz yok. Çünkü mülteci sorunu son yıllarda oldukça arttı. Bu şimdiye kadar alışık olmadığımız sorunlar yarattı ve bu sorunlar iki türlü. Birincisi, mülteci nüfusu eskisinden daha büyük ve daha kalıcı. Yani savaşlar artık daha uzun sürüyor. Dönüş süresi uzuyor ve sayıları gitgide artıyor. Bu durum, diğerlerinin yanında su temininde de sorunlar yaratıyor ve bu oldukça önemli bir sorun. Uluslararası toplum şu anda mülteci ağırlayan ülkelere ciddi yardımı olacak bir mekanizmadan yoksun. Ev sahibi ülkeler sıklıkla kendi başlarının çaresine bakmak durumunda kalıyorlar. Edindiğimiz bir deneyim, her yerde olmasa da bazen yardımcı olabilir. Eğer, hiç değilse kısmen istihdam edilebilecek bir mülteci nüfusunuz varsa, su hizmetlerinde rol alabilirler. Bu yapılabilir ve yapılmalıdır. Bunun her yerde mümkün olmadığını biliyoruz. Fakat mümkün olan yerlerde bunu yapmak önemli, çünkü insanlara bir şey bağışlarsanız bunun kıymetini bilmezler. Orada yaşayan ve aynı hizmet için para ödemek zorunda olan insanlar bundan hoşlanmaz, mutsuz olurlar ve bu gerginliklere yol açar. Bizim gördüğümüz sorun bu ve mültecilerin istihdam edilmesinin teşvik edilerek bu sorunun çözülmesi yoluna gidilebilir, elbette ki bunun da bazı riskleri içerdiğini biliyoruz. Çünkü mültecilerin yeniden entegrasyonu ve geri dönüşü hakkındaki sorular ortaya çıkıyor. Bunlar çok zor sorular. Standart bir reçeteyle gelmek istemiyoruz ama bazı yerlerde yaşanmış tecrübelere dikkat çekmek lazım. Bazı ülkeler mültecilerin istihdamına izin veriyor ve bu elbette bazı soruların yanıtlanmasına katkı sağlıyor. Bu, sorunun bir yüzü. Diğer yüzü, mültecilerin geri dönüşleri. Çünkü öylece geri dönemiyorlar. İnsanların, temel koşulların ya var olduğu ya da çabucak tesis edildiği bir yere gelmeleri lazım. Bu, tartışılması gereken bir sorun. Çoğu insan geri dönüşleri, dönüş zamanı geldiğinde tartışacak. Ama bunu şimdi tartışmazsak, gelecekte çok büyük problemlerimiz olacak gibi görünüyor. Mesela Filistinli mülteciler sorununu ele alalım. Artık görüyoruz ki, gitgide daha da artan sayıda insan bu problemin unutulması gerektiğini düşünüyor. Çünkü mülteciler onlarca yıldır başka bir yerdeler ve mülteci olmaktan çıkmış durumdalar. Bu mantık burada duruyor ve böyle şeylerin olmasını engellemek için, dönüşleri erkenden başlatmamız lazım. Ve bunun nasıl yapılacağı, şartların nasıl hazırlanacağı sorusu yine zor bir soru. Bazı insanlar bugün – özellikle Suriye söz konusu olduğunda- bu işin temelde sivil toplum kuruluşları yardımıyla yerel olarak yapılmasını öneriyorlar. Belediyelerle ve yerel otoritelerle çalışmak, hükümetler arası bir çalışmadan daha etkili olacaktır. Bu, iyi olma potansiyeli olan ilginç bir düşünce. Burada mesele, böyle bir iş için kullanılabilecek bir fon olup olmadığı. Sanırım bu halledilebilir. Sonra projelerinizin olması lazım. Projelerinizin ikna edici olması lazım. Hiçbiri ziyan olmamalı. Yerel otoritelerle iyi ilişkiler içinde olmalısınız. İnanıyorum ki bu Suriye’de mümkün olacaktır, çünkü savaş sırasında orda bulunan su uzmanlarının ifadesine göre savaşın devam ettiği ve şiddetli olduğu bölgelerde dahi su altyapısını korumak için oldukça fazla çaba sarf edildi. Çünkü insanların uğruna savaştığı bu temel ihtiyaç, çatışmanın bütün tarafları tarafından tanındı. Bu iyimser bir tahmin ancak denenmesinde fayda var. Mültecilerin dönmesi beklenen bölgelerdeki belediye otoriteleriyle birlikte çalışmanın önemli bir erken adım olduğuna inanıyorum. Belediye başkanları ve suyla ilgili idarecilerle görüşülerek yatırım için gerekenler, su altyapısının yeniden inşası ve geliştirilmesi için ne tür bir yatırım gerektiği görülür. Bu gördüğünüz büyük bağış toplantılarından çok fazla bir şey beklememek lazım. Çünkü bu toplantılarda gördüğünüz şey, sonrasında uygulanmayan çokça politika ve vaatten ibaret. Ülkeler gelip milyonlar vaat ediyorlar, sonrasında daha o para gelmeden işler tekrar değişiyor. Elbette bütün önlemler alınmalı, ama yerel işlere daha çok önem verilmeli ve büyük taahhüt toplantılarından daha az şey umulmalı.

 

SUEN’de ev sahibi ülkelerdeki mültecilerin ihtiyaçlarını anlamak için araştırmalar yürütüyoruz çünkü çok korunmasız durumdalar. Bu konu hakkındaki son sözleriniz nedir?

 

Şunu anlamak zorundayız: Bu rapor bir kutsal kitap değil. Çalışmayı, tartışmayı ve çözüm yolları aramayı teşvik edici bir metin. Çok geniş bir yelpazede problemlerden bahsettiğimizin ve aynı zamanda her konuda net bir çözüm sunmadığımızın farkındayız. Çokça tamamlayıcı çalışma yapılması gerekiyor. Kurumunuzun araştırmaları sürerken bizzat Türkiye’ye gelip bu sorunları detaylı bir şekilde inceleyip tartışmayı çok isterim. Çünkü Türkiye, ilk olarak, mülteci sorununa fazlasıyla maruz kaldı, durumu idare etmede kayda değer bir başarı gösterdi. Türkiye çeşitli şekillerde mültecilere yardım etmeye devam ediyor ve entegre olmalarını sağlıyor.  Şimdi kalıcı bir çözümden bahsettiğimizde önem arz edecek kademeli bir gelişme var. Ülkesine geri dönenler var, ama bütün mülteciler geri dönmeyecek. Bunu da anlamak zorundasınız. Başka bir deyişle, Suriye savaşı gitgide daha az aktif bir hale geliyor ve barış yaklaşıyor. İş bittiğinde, bu konuları tartışan kişiler oldukça önemli olacak ve ben de bir noktada Türkiye’ye gelip işlerin nasıl yürüdüğünü görmekten mutlu olurum. Bunu geçen yıl Su ve Barış temasıyla yapılan İstanbul Uluslararası Su Forumu’nda tartışmıştık. O zaman durum daha farklıydı. Şimdi tekrar harekete geçmeliyiz. Ve Türkiye bu işte başı çekmeli. Biliyorsunuz, Türkiye’nin savunma durumunda olmasına gerek yok. Çözümlerle gelmeliyiz.

 

Sayın Turk, bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

 

Benim için bir zevkti.