Ana Sayfa / Röportajlar / Azzam Alwash, Nature Iraq

Azzam Alwash, Nature Iraq

29 Haziran 2016

 

alwash4

Hakkında

Hakkında

Iraklı çevre koruma örgütü Nature Iraq’ın kurucusu ve yöneticisi Azzam Alwash, Saddam Hüseyin rejimi sırasında tahrip edilen Irak’ın güneyindeki bataklıkları restore etme konusundaki çabalarından dolayı 2013 yılında Goldman Çevre Ödülü’ne layık görüldü. Bir sulama mühendisinin oğlu olan Dr. Alwash, gençlik yıllarını Irak’ın güneyindeki Mezopotamya bataklıklarında geçirdi. Saddam Hüseyin’in iktidara geldiği 1970’lerde Dr. Alwash Irak’ı terk ederek ABD’ye yerleşti. Kaliforniya Eyalet Üniversitesi’nden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu. Doktorasını Güney California Üniversitesi Geoteknik Mühendisliği’nde tamamladı. Güney Kaliforniya’da toprak ve çevre mühendisliği danışmanı olarak yirmi yıl çalıştı. 2003 yılında Irak’a geri dönen Azzam Alwash, Irak’ın güneyindeki bataklıkları restore etmek amacıyla kar amacı gütmeyen Nature Iraq örgütünü kurdu. Dr. Alwash aynı zamanda Irak Amerikan Üniversitesi – Süleymaniye’nin mütevelli kurulu üyesidir.

Irak’ın ilk çevreci sivil toplum örgütü Nature Iraq’ın kurucusu olarak, bize faaliyetlerinizden ve çevreci hedeflerinizden kısaca bahseder misiniz?

 

Nature Iraq’ın başlıca amacı Irak’ın çevresini ve bu çevrenin beraberinde getirdiği kültürü korumak. 2003 yılında Irak’a geri döndüğümde, bataklıkların restorasyonu üzerine çalışmaya başladım. Bu bataklıklar medeniyetin başladığı, yazının, tekerleğin icat edildiği, tarımın başladığı alanlar. Dolayısıyla bataklıkların restorasyonu sadece Irak’ın kültür mirasının değil, dünya kültür mirasının korunması anlamına geliyor. Nature Iraq bataklıkların restore edilmesi, çevrenin ve kültürün korunması amacıyla kuruldu. Restorasyon konusunda çalışmaya başladıktan sonra, sorunun sadece restorasyon olmadığını, aynı zamanda su sorunu olduğunu anladık. Ve aslında Irak’ın biyolojik çeşitliliği bataklıklarla sınırlı değil. Irak’ın florasının yüzde 80’i Irak’ın dağlarında barınıyor, bataklıklarında ise ancak yüzde 20’si. Bu nedenle çalışmalarımızı sadece bataklıklarla sınırlı tutmadık, Irak geneline yaydık. Ekiplerimiz 520 farklı alanda periyodik olarak veri topladılar. On yıl veri topladıktan sonra, bu verileri analiz etmeye başladık. İncelediğimiz 520 alandan biyoçeşitlilik bakımından farklılık arz eden 82 alan belirledik. Elde ettiğimiz verilerle Irak’taki biyoçeşitliliğin zenginliğini harita ve resimlerle tanıtan “Irak’ın Önemli Biyoçeşitlilik Alanları” başlıklı 500 sayfalık bir kitap hazırladık. 82 alan arasından kentsel gelişme ve su durumu nedeniyle tehdit altında olan 10 alan belirledik. Bundan sonrasında Irak hükümeti ile birlikte çalışarak koruma alanları oluşturmayı ve böylelikle sadece kendi neslimiz için değil, gelecek nesiller için de Irak’ın biyoçeşitliliğini korumayı amaçlıyoruz.

 

Teknik açıdan karşılaştığınız başlıca zorluklar nelerdir? Irak’taki mevcut ekonomik ve siyasi durum göz önüne alındığında, bataklıkların iyi yönetilmesi konusundaki engeller nelerdir?

 

Asıl sorun herkes birbiriyle mücadele ederken çevre koruma üzerine çalışmak. Çevre koruma ve savaş bir arada yürümüyor. Evet, bizim için zor oldu. Bir veya iki kez ziyaret ettiğimiz alanları İŞİD ve El-Kaide tehdidi nedeniyle ziyaret etmeye devam edemedik. 2007 yılında Bağdat’taki merkezimiz basılınca, merkezimizi Süleymaniye’ye taşımak durumunda kaldık. 2003 yılında geri döndüğümde Irak’lı gençlerin çoğunun akademik geçmişi yeterli değildi. Önceki on yılın en önemli zayiatlarından biri eğitimdi. Yeni mezunları modern yöntemlerle yetiştirmek için epey zaman ve çaba harcadık. Bilgisayarı sadece daktilo olarak kullanan gençleri yetiştirmek temelde bir sorun oldu, ama sonunda başardık.

 

Wilson Center web sitesi tarafından yayınlanan Musul Barajı hakkındaki makalenizde, Fırat-Dicle Havzasında işbirliğini geliştirmek için alternatif bir öneride bulunuyorsunuz. Bu fikrinizi açıklayabilir misiniz?

 

Bugün bir İŞİD gerçeği var. Sünni-Şii çatışması var. İran, Türkiye, Irak, Suudi Arabistan… Herkes nüfuz için birbiriyle rekabet ediyor. Bu sorunların hepsi çözülecek. Bu bölgede yaşayan insanlar olarak bizim gelecekteki başlıca sorunumuz su. Su yaşamın kaynağı ve Fırat ve Dicle Nehirleri güney Irak için yaşam kaynağı – sadece tarım için de değil, bataklıklar, yaşam, tarih hepsi su ile ilgili. Nüfus arttıkça gelecekte Fırat ve Dicle’yi nasıl paylaşacağız? Nasıl barış içinde bir arada yaşayacağız? Fırat ve Dicle’yi gerilim kaynağı olmaktan çıkarıp, nasıl işbirliği için bir araç haline getireceğiz? Bunun için birçok fikir var. En önemlilerinden biri de Musul Barajı ile ilgili olan. Musul Barajı dünyanın en tehlikeli barajı olarak adlandırılıyor. Barajın yıkılması durumunda 1 milyon civarında insan evini kaybedecek. Elektrik, gaz ve ulaşımın var olmadığı bir zamanda insanlara su, yiyecek ve barınma sağlama konusunda lojistik bir kâbus yaşanacak. Olacakları düşünmek bile istemiyorum. Bu sorunu nasıl çözebiliriz? Bugüne kadar Irak devletinin yaptığı enjeksiyon çalışmaları otuz yıldır sorunu gideremedi. Musul Barajı 320 m yükseklikte, Ilısu Barajı ise 1200 m yükseklikte yer alıyor. Şayet Musul Barajı’nda tutulan suyu Türkiye’de depolayabilirsek, Musul Barajı’nı devreden çıkarabilir, Musul Gölü’nü tahliye edebilir ve barajın bir kitle imha silahı haline gelmesini önleyebiliriz. Suyu Türkiye’de depolamak Irak’a sadece buharlaşma yüzünden kaybettiği en az bir milyar metreküp suyu kazandıracaktır. Çünkü (Musul Barajı’nın bulunduğu) 320 m yükseklikte buharlaşma 2 m iken (bunu gölün yüzeyi ile çarparsanız buharlaşma nedeniyle kaybedilen su miktarını hesaplayabilirsiniz), Ilısu Barajı’nın bulunduğu yükseklikte buharlaşma sadece 70 cm’dir, yani üçte biri. Kaldı ki Ilısu Gölü’nün alanının da daha küçük olduğu bir gerçek. Ancak mesele suyun buharlaşması değil. Önemli olan Dicle Nehri’nin yönetimi için Türkiye ve Irak arasındaki işbirliğinin çekirdeğini oluşturabilmek için bir yol bulmak. En azından Türkler ve Iraklıklar olarak aynı masaya oturup bu işin nasıl yapılabileceğini tartışmaya başlasak, Irak’ın Ilısu Barajı’nı ne kadara kiralayabileceği hakkında konuşmaya başlasak, oyunu kazandık demektir. Çünkü bu, insanların yararı için Fırat ve Dicle’yi yönetmek konusunda inşa edilecek yepyeni bir işbirliğinin merkezini oluşturacaktır.

 

Kıyıdaş ülkeler arasında diyaloğun geliştirilmesi için Track II aktivitelerinin rolü hakkında fikriniz nedir?

 

Politikacılar acele etmeyecektir. Şu anda, bir anlaşmaya varmak için herhangi bir siyasi irade mevcut değil. Akademisyenlerin görevi siyasetçilerin tartışmak ve bir anlaşmaya varmak için kullanacağı araç ve fikirleri yaratmaktır. Yani bir anlaşmaya varılacağı güne kadar bizim görevimiz bir araya gelerek modeller oluşturmak, iki tarafın da çıkarını gözeten fikirler geliştirmek ve hatta mümkünse bunları uluslararası dergilerde yayınlayarak herkesin bunun bir savunma bilimi değil, gerçek bilim olduğunu anlamasını sağlamak. Böylece herkesin yapılan işlerin meşruluğuna ve bu araçlara dayalı olarak varılacak bir anlaşmanın uygulanabilir olduğuna güvenmesini sağlamak. Yapmamız gereken bu. Bizler siyaset yapmadan bilim konuşabiliriz. Bilim mantığın dilidir, siyaset ise duyguların. Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir. Birbirimizle aynı fikirde olabiliriz ya da olmayabiliriz, ama rakamlar asla yalan söylemez.